PGT-A (Kromozomal Bozukluklar/Anöploidi için)

PGT-A (Kromozomal Bozukluklar / Anöploidi İçin) Testi

Embriyolarda kromozom sayısı anomalilerinin tespiti için genetik tarama.

3 dk okuma

Tüp bebek sürecinde elde edilen embriyoların kromozom sayılarının değerlendirilmesi amacıyla PGT-A (Preimplantation Genetic Testing for Aneuploidy) yönteminden yararlanılabilir. PGT-A, embriyonun rahme transferinden önce belirli hücrelerden alınan örnek üzerinde kromozom sayısındaki farklılıkların taranmasını sağlayan genetik bir testtir.

Testin temel amacı, kromozom sayısı açısından öploid olarak değerlendirilen embriyoların belirlenmesine yardımcı olmaktır. Ancak PGT-A bir tanı testi değil, tarama yöntemidir. Test sonucunun normal olması doğacak bebeğin tüm genetik hastalıklardan etkilenmeyeceğini garanti etmez ve gebelik oluştuktan sonra önerilen prenatal tarama veya tanı yöntemlerinin yerini almaz.

PGT-A (Anöploidi Taraması) Nedir?

İnsan hücrelerinde normal koşullarda 46 kromozom bulunur. Bunların 22 çifti otozomal kromozomlardan, bir çifti ise cinsiyet kromozomlarından oluşur. Bir embriyoda kromozomlardan birinin eksik veya fazla olması anöploidi olarak adlandırılır.

PGT-A, tüp bebek yöntemiyle oluşturulan embriyolardan alınan hücre örneklerinin laboratuvarda incelenerek kromozom sayılarının değerlendirilmesini sağlar. Günümüzde PGT-A ile tüm kromozomlar aynı analiz içerisinde taranabilir.

Sonuçlara göre embriyolar genel olarak şöyle raporlanabilir:

  • kromozom sayısı beklenen düzeyde olan öploid,
  • kromozom sayısında farklılık bulunan anöploid,
  • farklı kromozomal yapıya sahip hücre gruplarının birlikte saptandığı mozaik.

PGT-A'nın amacı, belirli kromozom sayı farklılıklarının transfer öncesinde değerlendirilmesine yardımcı olmaktır. Bununla birlikte yanlış pozitif veya yanlış negatif sonuç olasılığı tamamen ortadan kalkmaz.

Anöploidi (Kromozom Sayı Bozukluğu) Neden Oluşur?

Anöploidi çoğunlukla yumurta veya sperm hücresinin oluşumu sırasında ya da döllenmeden sonraki erken hücre bölünmelerinde kromozomların doğru şekilde ayrılamaması sonucunda meydana gelir.

Embriyolarda anöploidi görülme olasılığını etkileyen en önemli faktörlerden biri anne yaşıdır. Kadın yaşı arttıkça yumurtalarda kromozomların bölünmesi sırasında hata görülme ihtimali de artabilir. Bu nedenle ileri anne yaşında elde edilen embriyolar arasında anöploid embriyo oranı daha yüksek olabilir. Bununla birlikte kromozom sayı farklılıkları yalnızca ileri yaşta görülmez. Daha genç yaş grubunda da anöploid embriyolar oluşabilir.

PGT-A Testi Kimlere Uygulanmalıdır?

PGT-A tüm tüp bebek hastalarında rutin olarak uygulanması gereken bir işlem değildir. Testin kullanımı çiftin yaşı, üreme öyküsü, elde edilen embriyo sayısı ve diğer klinik özellikler göz önünde bulundurularak değerlendirilir.

ASRM'nin güncel görüşüne göre PGT-A'nın tüm IVF hastalarında rutin kullanımının toplam canlı doğum oranını artırdığı gösterilmiş değildir. Bununla birlikte bazı hasta gruplarında embriyo seçimine yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Özellikle ileri anne yaşı gibi anöploidi riskinin yükseldiği durumlarda kişiselleştirilmiş değerlendirme yapılabilir.

İleri Anne Yaşı (35+ Yaş) ve Artan Anöploidi Riski

Kadın yaşının ilerlemesiyle birlikte yumurtalarda kromozom sayı farklılığı görülme olasılığı artar. Bu nedenle 35 yaş ve üzerindeki kadınlarda, özellikle daha ileri yaş gruplarında PGT-A seçeneği daha sık gündeme gelebilir.

PGT-A sayesinde elde edilen blastokistler arasından kromozom sayısı açısından öploid olarak raporlanan embriyolar belirlenebilir. Bu durum transfer için embriyo seçiminde ek bilgi sağlayabilir.

Ancak ileri anne yaşı tek başına her hastada PGT-A yapılması gerektiği anlamına gelmez. Yumurtalık rezervi, blastokist sayısı ve çiftin önceki tedavi öyküsü de karar sürecinde değerlendirilmelidir. ASRM, PGT-A'nın özellikle ileri anne yaşı ile birlikte iyi yumurtalık rezervine sahip bazı hastalarda yararlı olabileceğini ancak bu konuda daha güçlü çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir.

Tekrarlayan Düşük (Miscarriage) Öyküsü Olanlar

Erken gebelik kayıplarının nedenlerinden biri embriyodaki kromozom sayı farklılıkları olabilir. Bu nedenle tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü bulunan bazı çiftlerde PGT-A değerlendirmeye alınabilir.

Ama tekrarlayan düşüklerin yalnızca kromozomal nedenlere bağlı olmadığı unutulmamalıdır. Anatomik, hormonal, genetik ve farklı klinik faktörler de gebelik kaybıyla ilişkili olabilir.

PGT-A'nın tekrarlayan düşük öyküsü bulunan tüm hastalarda canlı doğum oranını artırdığına dair kesin kanıt bulunmadığından kullanım kararı bireysel değerlendirmeyle verilmelidir.

Şiddetli Erkek Faktörü (Yüksek Sperm DNA Hasarı)

Şiddetli erkek faktörü bulunan çiftlerde embriyo gelişimini etkileyebilecek sperm kaynaklı faktörler ayrıca değerlendirilebilir. Ancak sperm DNA hasarı ile embriyodaki kromozom sayı farklılıkları aynı kavram değildir.

Bu nedenle yalnızca sperm DNA hasarının yüksek olması PGT-A uygulanması için tek başına kesin bir gösterge kabul edilmez. Özellikle ileri baba yaşının tek başına PGT-A için rutin bir neden olmadığı ASRM tarafından da belirtilmektedir. Çiftin hem kadın hem erkek kaynaklı özellikleri birlikte değerlendirilerek PGT-A'nın sağlayabileceği olası fayda hakkında karar verilmelidir.

Yeni Nesil Dizileme (NGS) Teknolojisi ile PGT-A

Günümüzde PGT-A analizlerinde kullanılan yöntemlerden biri Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing – NGS) teknolojisidir. NGS, embriyodan alınan hücre örneğindeki genetik materyalin incelenerek kromozomların sayısal durumunun değerlendirilmesine olanak tanır.

Bu yöntem sayesinde 22 çift otozomal kromozom ile X ve Y kromozomları birlikte değerlendirilebilir. NGS teknolojisinin yüksek çözünürlüğü, kromozom sayı farklılıklarının yanı sıra belirli düzeylerde mozaik sonuçların saptanmasına da imkân sağlayabilir.

Bununla birlikte PGT-A sonucunun embriyonun tamamından değil, alınan sınırlı sayıdaki hücrelerden elde edildiğinin bilinmesi önemlidir. Bu nedenle sonuçlar embriyonun tüm hücrelerinin genetik yapısını yüzde 100 temsil etmeyebilir.

5. Gün (Trofoektoderm) Biyopsisinin Güvenilirliği

PGT-A için embriyo biyopsisi çoğunlukla embriyo blastokist aşamasına, yani yaklaşık 5. veya 6. güne ulaştığında gerçekleştirilir.

Blastokist iki temel hücre grubundan oluşur. İç hücre kitlesi ileride fetüsü oluşturacak hücreleri içerirken trofoektoderm tabakası büyük ölçüde plasentanın gelişimine katkı sağlayacak hücrelerden oluşur.

Biyopsi sırasında genellikle trofoektoderm tabakasından birkaç hücre alınır. Böylece iç hücre kitlesine doğrudan örnekleme yapılmaz. ACOG, günümüzde blastokist aşamasında yaklaşık 5–10 trofoektoderm hücresinin örneklenmesinin yaygın yöntem olduğunu belirtmektedir.

Biyopsiden sonra embriyo çoğunlukla vitrifikasyon yöntemiyle dondurulur. Genetik analiz tamamlandıktan ve sonuçlar değerlendirildikten sonra uygun bulunan embriyonun ilerleyen bir siklusta transferi planlanabilir.

Embriyo biyopsisi deneyimli laboratuvarlarda uygulanan yerleşik bir yöntem olmakla birlikte hiçbir laboratuvar işlemi tamamen risksiz kabul edilmemelidir. Embriyonun biyopsi ve dondurma-çözdürme sürecini tolere edebilmesi de önemlidir.

PGT-A Testinin Tüp Bebek Başarısına Etkisi

PGT-A'nın tüp bebek başarısı üzerindeki etkisi değerlendirilirken transfer başına başarı ile bir yumurta toplama siklusu başına toplam canlı doğum olasılığının birbirinden ayrılması gerekir. Kromozom sayısı açısından öploid olduğu belirlenen bir embriyonun seçilmesi, bazı hasta gruplarında transfer başına gebelik olasılığının daha yüksek ve düşük riskinin daha düşük olmasına katkı sağlayabilir. Özellikle ileri anne yaşındaki hastalarda bu avantaj daha belirgin olabilir.

Ancak PGT-A işlemi yeni veya daha sağlıklı embriyolar oluşturmaz; mevcut embriyolar arasında kromozom sayısı açısından seçim yapılmasına yardımcı olur. Test sonucunda transfer edilebilir embriyo bulunmaması da mümkündür.

Güncel bilimsel veriler, PGT-A'nın tüm IVF hastalarında rutin olarak uygulandığında kümülatif canlı doğum oranını artırdığını göstermemektedir. Bu nedenle PGT-A'nın tüp bebek başarı oranını kesin olarak artırdığı şeklinde genel bir ifade kullanmak doğru değildir. Testin olası faydası kişinin yaşı, embriyo sayısı ve klinik özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Mozaik embriyo, ara düzeyde kopya sayısına sahip hücrelerin bir arada bulunduğu embriyodur. Transfer kararı genetik ve klinik değerlendirmeyle verilir.

Özel durumlar haricinde, 35 yaş altı her hasta için gerekli değildir. Kişinin öyküsü ve klinik özelliklerine göre değerlendirilebilir.

PGT-A kromozom sayı farklılıklarını tarar. Down, Edwards ve Patau sendromlarıyla ilişkili kromozom farklılıkları bunlara örnektir.

Sonuçlanma süresi laboratuvara ve kullanılan yönteme göre değişir. Kesin süre için uygulamanın yapılacağı merkezden bilgi alınmalıdır.

Bilgi ve Randevu için Bizimle İletişime Geçin

Detaylı bilgi almak için uzman kadromuz sizinle en kısa sürede iletişime geçecek.

Tüp Bebek Süreci

Tüp bebek tedavisi dört aşamadan oluşur. Bu basamaklar şu şekilde sıralanabilir: 1. Çiftin değerlendirilmesi, muayene, tetkikler ve tedavi protokolünün belirlenmesi: Çiftin değerlendirilmesi sırasında hastanın şikayetleri, özgeçmiş ve soy geçmişine ait özellikler, infertilitenin sebebine yönelik faktörler sorgulanır. Ultrasonografide üreme organları, rahim ve yumurtalıkların yapısı ile komşu organlarda yer alabilecek hastalıklar veya değişiklikler tanımlanarak infertilite ile ilişkisi araştırılır. Tedaviye engel teşkil eden veya tedavide başarı şansını azaltan bir problem saptanır ise önce bu problemin çözümü yoluna gidilir. Ultrasonografi sırasında, ileride uygulanacak olan tedavinin seçiminde ve tedavinin başarı şansının belirlenmesinde önemli rol oynayan "yumurtalık rezervi" değerlendirmesi yapılır. Bunlara ek olarak bir gebelik için hazırlık yapıldığı düşünülerek, gebeliği olumsuz yönde etkileyebilecek bazı hormonal, metabolik ve viral hastalıkların varlığı, bağışıklık durumu araştırılır. 2. Yumurtalıkların verilen ilaçlarla uyarılması: Tedavinin en önemli basamağını oluşturmaktadır. Yumurtalıkların uyarılması sırasında hastaya hangi tedavi rejiminin uygulanacağı, hasta yaşı, ultrasonografide yumurtalıkların görünümü, hormon sonuçları ve daha önce tüp bebek uygulanmış hastalarda bir önceki dönemdeki tedavi yanıtına göre belirlenir. Bu tedavinin belirlenmesinde hekimin deneyimi tedavinin sonucunu doğrudan etkilemektedir. 3. Yumurtaların toplanması: Anestezi altında vajinal yoldan uygulanacak ultrasonografi kılavuzluğunda, ince bir iğne ile yumurta hücresini barından foliküllerden yumurtalar aspire edilerek vücut dışına alınır. 4. Embriyo transferi: Laboratuvarda takip edilen embriyoların (döllenmiş yumurtaların) arasından en iyi 1 veya 2'si seçilerek ince bir kateter yardımı ile rahim içerisine yerleştirilir. Bu işlem basit bir muayene gibi olup anestezi gerektirmez.

Tüp bebek tedavisinde yumurta büyütme sürecine başlamak için ideal zaman adet kanamasının ikinci veya üçüncü günüdür. Ancak bu mutlak bir zorunluluk değildir. Bazı özel şartlar varlığında adet döngüsünün herhangi bir döneminde de yumurta büyütme ilaçlarına başlanabilir.

Yumurtalıkların uyarılması yaklaşık 8 ila 14 gün sürmekle birlikte bazı durumlarda daha kısa ya da daha uzun sürebilmektedir. İçinde olası yumurta barındıran foliküllerin büyümesi ultrasonografi ile izlenir. İzlemler bir tedavi süresince 4-5 defa tüp bebek merkezine gelmeyi gerektirecektir. Ultrasonografiye ek olarak bazı kadınlarda hormon takibi de yapılabilir. Bu hormonlar östrojen, progesteron ve LH ve bazı durumlarda FSH'dır. Foliküller arzu edilen büyüklüğe ulaştığında içlerindeki yumurtaların son olgunluklarına kavuşturulması amacıyla HCG veya GnRH analogları olarak tanımlanan olgunlaştırma iğneleri uygulanır ve bazı özel durumlar hariç genellikle 34-38 saat sonra yumurta toplama işlemi gerçekleştirilir.

Yumurta toplama (OPU) işlemi genellikle yüzeyel anestezi altında gerçekleştirilen folikül sayısına göre değişmekle birlikte yaklaşık 15-30 dakika süren bir işlemdir. Eğer yumurtalıkların yanıtı kısıtlı ise ve az sayıda yumurta elde edilmesi öngörülüyorsa işlem lokal anestezi ile uyanık halde de gerçekleştirilebilir. İşlem sonrası yaklaşık 1-2 saatlik bir gözlem ve takibin ardından eve dönülebilir.

Yumurtalar toplandıktan sonra sperm ile yumurtaların dölleme işlemi gerçekleştirilir. Ardından embriyolar laboratuvarda özel kültür ortamlarında 3-5 gün, bazı durumlarda 6-7 gün süre ile takip edilir. Laboratuvar ortamında değerlendirilen ve transfer edilmesine karar verilen embriyoların transferinden sonra arta kalan dondurabilecek iyi kalitede embriyolar varsa, ilerleyen dönemde transfer edilmek üzere dondurularak saklanabilir.

Türkiye'de transfer edilebilecek embriyo sayısı yönetmelikler ile belirlenmiş olup, 35 yaşın altındaki kadınlarda ilk 2 deneme için 1 embriyo ile, 35 yaşın üzerindeki kadınlarda ise en çok 2 embriyo ile kısıtlanmıştır. Hiçbir koşulda 2 embriyodan fazlasına izin verilmez.

Tüp bebek tedavisi süresince yumurta büyütme aşamasında yumurta gelişiminin monitörizasyonu ve doz ayarlaması için ultrasonografi ve kan testleri yapılır. Bu takipler için tedavi sürecinde ortalama dört veya beş kez hastaneye gelmek gerekir. Takipler süresince hastanede geçirilen zaman kısa olduğu için günlük hayat ve iş temposu etkilenmeden gerçekleştirilebilir.

Başarı Oranları

Başarının en güncel ölçütü başlatılan tüp bebek denemesi başına elde edilen ve sağlıklı tek bir bebeğin canlı doğum oranıdır. Çoğul gebelikler günümüzde riskli gebelikler olarak kabul edilip, embriyoların mümkün olduğunca tek tek transfer edilmesi dünyada genel bir eğilim haline gelmiştir.

Tüp bebekte başarı şansını belirleyen pek çok değişken vardır ancak bunların içinde en önemlileri kadın yaşı ve yumurtalıkların kapasitesidir. Genç ve yumurtalık kapasitesi yüksek olan kadınlarda toplam gebelik oranı diye tabir edilen bir yumurta toplama işleminden elde edilen tüm embriyoların sırası ile transfer edilmesi sonrasında doğum ile sonuçlanan gebelik oranları daha yüksek iken kadın yaşının 40'ın üzerinde olduğu durumlarda doğum ile sonuçlanan gebelik oranları düşmekte ve 45 yaşından sonra ise çok düşük değerlere ulaşmaktadır. Bu sonuçlar ne yazık ki takviyeler veya yumurtalık içine uygulanan 'gençleştirici' ajanlarla değişmemektedir. AMH yumurtalık rezervini gösteren en güvenilir belirteçlerin başında gelmektedir. Düşük bir AMH düzeyi gebelik olur veya olmaz diyememekle beraber yumurta toplama işleminde çıkacak yumurta sayısının az olacağına işaret eder. Sperm kalitesi de embriyo kalitesini ve gebelik şansını doğrudan etkileyen bir faktördür. Menide çok az sayıda sperm varlığında veya testislerden sperm elde edilmesi gerektiği durumlarda embriyo gelişimi olumsuz yönde etkilenmektedir.

Yumurtalık rezervi tecrübeli bir hekimin vajinal yol ile yapacağı bir ultrasonografi incelemesinde yumurtalıkların içerdiği antral folikül sayısı ve bu foliküllerin dağılımının değerlendirilmesi ile belirlenir. İlerleyen yaş ile birlikte yumurta havuzunda kayıp olmakta, buna paralel olarak yumurtalık hacminde küçülme, antral folikül sayısında azalma olmaktadır. Ultrasonografiye ek olarak anti-Mullerian hormon (AMH) yumurtalık kapasitesini en iyi yansıtan belirteçtir. Düşük AMH değerleri tedavide yumurtalıklardan alınan yanıtın düşük olacağını öngörerek tedavi protokolünü bu duruma göre şekillendirmemizi sağlar.

Daha önce başarısız IVF denemesi olan hastalarda bir sonraki tedavide başarı şansını belirleyen en önemli faktör ilk tedavideki yumurtalık yanıtı ve embriyo kalitesi bilgisidir. Yeni bir tedavi planlanırken önceki tedavi sürecinde elde edilen veriler göz önüne alınarak yumurtalıklardan en sağlıklı ve en iyi sayıda yumurtanın nasıl elde edilebileceği planlanır. Az yumurta eldesi veya kötü kalitede embriyo gelişimi öyküsü hasta ile ilişkili sebeplerden kaynaklanabileceği gibi uygulanan tedavi protokolü ve ilaç dozları, laboratuvar koşulları ile de ilişki gösterebilir. Başarı elde edilememesinin diğer nedenleri arasında miyomlar, polipler, tıkalı tüpler, rahime ait şekil bozuklukları, rahim içi yapışıklıklar sayılabilir. Varsa bunların düzeltilmesi sonrasında gebelik şansı artacaktır. Pıhtılaşma bozuklukları (doğumsal veya edinsel) ve bağışıklığın araştırılması gibi ek testler ve değerlendirmeler rutin olarak önerilmemektedir. Her ikisi için de sebep sonuç ilişkisi belirsizdir.

Embriyo transferi sonrası embriyonun rahim içerisine tutunmasını desteklemek amacıyla başta progesteron hormonu olmak üzere çeşitli destek ilaçlar kullanılır. Arkasında bilimsel kanıt olmayan ilaçların kullanımı (Aspirin, kan sulandırıcılar, rahim kasılmasını engelleyen ajanlar, bağışıklığı baskılayan ilaçlar vb.) veya mutlak yatak istirahati embriyonun tutunma şansını artırmayacağı gibi, gereksiz endişe ve masraf yaratacaktır.

Maliyet ve SGK Desteği

Tüp bebek tedavisinde, tüp bebek raporu (3 imzalı) çıkartılarak devlet desteği alınabilir. Bu raporun çıkartılması için, rapor çıkartma yetkisi bulunan merkezlere başvurulması gerekir. Raporun çıkartılması için tüp bebek yapılmasının gerekli olduğu doktorunuz tarafından tespit edilmelidir. Rapor çıkartmak için, iki eşten birinin en az 5 yıllık sosyal güvenlik kurumuna ait hizmeti ve en az 900 gün prim gün sayısına sahip olması, kadın eşin gebe kalmaya engel herhangi bir hastalığa sahip olmadığını belirten bir muayene olması gerekir. Sonrasında uygun görülür ise SGK raporu çıkartılabilir.

Burada çiftlerin tüp bebek tedavilerindeki tıbbi öyküsü ve mevcut durumu önem taşır. Doktor değerlendirmesi sonrasında gebelik şansını arttıran farklı yöntemler ya da mevcutta gebelik sağlanması için zorunlu işlemlerin yapılması gerekebilir. Laboratuvar ve embriyoloji ile ilgili olan hizmetler, genetik ve ileri tanıya bağlı hizmetler, dondurma ve saklamaya bağlı hizmetler ve rahim hazırlığına bağlı hizmetler olarak sınıflandırabilir. Bu işlemler arasında Embriyo Glue, Mikroçip tekniği, IMSI, genetik amaçlı embriyo biyopsisi, histeroskopi/histeroskopik polip alınması gibi işlemler sayılabilir.